1944 yılında yapılan “Minnesota Starvation Study” olarak bahsedilen ünlü bir deneyden bahsetmek istiyorum. Çalışma açlığın etkilerini ve açlıktan geri çıkmayı araştırmak için başlatılıyor II. Dünya Savaşı nedeniyle. Katılımcılarda erkek, iyi fiziksel ve mental sağlığa sahip olmak koşulu arandı, 200 kişiden 36 kişi seçildi. Bu araştırmada asıl amacın yanı sıra önemli psikolojik etkileri de keşfedildi. Lütfen okuyun. Bu erkekler haftada 1kg veriyorlardı ama çalışmanın sonunda aşırı yeme davranışı geliştirdiler. Yazıda röportajlar var.
Çalışmanın ilk 3 ayında günde 3,200kcal, devamındaki 6 ayında semi-starvation fazına girdiler ve günde 1570kcal (2 öğünde) ve ardındaki 3 ayda da 2000-3200kcal toparlanma evresi ve en son 8 haftada sınırsız bir plan uyguladılar.
Semi-starvation (yarı-açlık) fazı:
Kişilerin haftada yaklaşık 1kg verimesi hedeflendi. Eğer kişi haftalık 1kg hedefine yaklaşmıyorsa hafta içerisinde daha az ekmek vererek beslenmesi yeniden düzenlendi. Bu sayede katılımcıların hepsinin aldığı ana yemek eşit iken kalorik farklılıklar ekmek üzerinden yapıldı. Katılımcılardan biri yapılan röportajda şunları diyor “Yemekhane sırası şeklinde yemeğimizi alıyorduk ve eğer önünüzdeki adam 5 dilim ekmek aldıysa ve sen 3 dilim aldıysan bu insana dokunuyor.” Aynı zamanda her Cuma akşamı haftaya neler yiyecekleri ve ne kadar yiyecekleri açıklanıyor çalışmada. Katılımcılar anksiyete duyguları eşliğinde listelerin açıklanmasını beklediklerini ifade ediyor. Kimileri hatta akşam film izlemeye gidip listeleri görmekten dahi kaçınıyormuş “ya daha az yemem gerekli olduğu yazıyorsa” korkusuyla.
Bu süreç boyunca vücut ısılarında, nabızlarında ve cinsel isteklerinde düşüş gözlemlendi. Gittikçe üşüyor ve güçsüzleşiyor,  ağır kapıları açmakta dahi zorlanmaya başlıyorlardı.
Bu fiziksel etkilerin yanı sıra psikolojik olarak da gerginlik, depresyon, apati (herhangi bir duygu hissetmeme) gözlemlendi katılımcılarda. “Normalde beni rahatsız etmeyecek şeylere takılmaya, daha gergin ve sabırsız biri olmaya başladım.” diye açıklıyor bir katılımcı.
Ama en önemlisi bu erkekler yiyecek konusunda takıntılı bir hale vardılar. Kimileri yiyeceklerini su ile seyrelterek gözlerine daha çok görünmesini sağlıyordu. Başkaları ise minik lokmaları ağızlarında uzun süre tutarak yeme deneyimini uzatıyorlardı. Kısaca yemek yemek artık bir ritüel haline gelmişti. Katılımcılardan biri şöyle bir açıklama yapıyor deneyin bitiminden yıllar sonra “Hayatımda hiçbir şeyin geçip bitmesini bu deney kadar istememiştim. Asıl sorun yaşadığım fiziksel rahatsızlık değildi. Asıl sorun yiyecek hayatımdaki en önemli şey haline gelmişti. Ve eğer hayatınızdaki tek umursadığınız şey yiyecekse o zaman hayat epey sıkıcı oluyor. Filme dahi gitseniz aşk sahneleri değil ne yiyip içtiklerine dikkat etmeye başlıyorsunuz.” Bir başka katılımcının açıklaması da “Bir yolun kenarında yürüyorduk ve yorgunduk. O an yanımızdan bir çocuk bisikletiyle vızz diye geçti, çocuğu fark ettiğimde ‘Nereye gittiğini biliyorum, eve akşam yemeğine gidiyor ve ben gitmiyorum’ diye düşündüm ve ondan nefret ettim.” Katılımcılar yiyecek konusunda takıntılı bir hale geldiler, sürekli yiyecek düşünmeye, yiyecekle ilgili okumaya ve konuşmaya başladılar.
Toparlanma evresi
Kimi katılımcılar için ise en zor kısım bu kısım oldu. Kimileri kendilerini hiç de daha iyi hissetmiyorlardı artık açlık hissi hissetmemelerine ve 2200kcal tüketmelerine rağmen. 3 ay süren bu toparlanma evresinin sonunda ise “eskisi gibi” olmadıkları konusunda hemfikirlerdi. Katılımcılardan biri eve yollandıktan sonra bir defasında hastaneye kaldırılmak zorunda kaldı. Midesini yıkadılar, sebebi de aşırı yeme. Bu kişi ne kadar yerse yesin bir türlü yiyeceklere olan iştahını tatmin edemediğini fark etti “Doldurulması gereken 1 yıllık boşluk vardı” diye ifade ediyorlar. Birçoğu deneyden ayrıldıktan sonra aşırı yemeye başladı ve deney boyunca yağ kütlelerinin %66’sını kaybeden bu katılımcılar deney bittikten sonra %125’ini geri aldılar. Deney süresince katılımcılardan biri dondurmadan tutup çöpü karıştırmaya kadar uzanan kontrolsüz yeme periyotları yaşadı.
36 kişiden yalnızca 3’ü diyeti bozdu. Çünkü bu insanlar daha büyük bir amaca, II. Dünya Savaşı’nda savaşanların yaşadığı kıtlığı anlamaya hizmet ediyorlardı. Buradan bir kez daha insanın kendinden büyük bir amaca hizmet etmesinin getirdiği motivasyoun görüyoruz. Hiçbiri de pişmanlık duymuyor ve yine olsa yine o yaşta yapardım” diyorlar.
Gördüğünüz gibi bu deney fiziksel ve mental olarak sağlıklı kişilerin kendilerine nasıl bir yeme bozukluğu yarattığının da deneyi olmuş oldu bir yandan. Bu çağda böyle bir deneyin etik kurullardan geçmesinin imkanı yok tabii, ama eskiden bu konu daha esnekti, ve böyle bir deney yürütüldü.
Referanslar
Kalm, L.M., & Semba, R.D. (2005). They starved so that others be better fed: Remembering Ancel Keys and the Minnesota Experiment. Journal of Nutrition, 135, 1347–1352.
Keys, A., Brozek, J., Henshel, A., Mickelson, O., & Taylor, H.L. (1950). The biology of human starvation, (Vols. 1–2). Minneapolis, MN: University of Minnesota Press.