Bu yazı İnstagram üzerinde #habitlabduygu tag’i ile bulunan yazı dizisinin bir araya derlenmiş halidir. Duygular konusunda bilgilendirmeyi amaçlar.

Emotion kelimesinin etimolojik köküne baktığımızda latinceden gelen ex-movere yani bir şeyden dışarı (ex-) hareket etme (movere) kelimelerinden oluşmuştur. Ve anlamı da bununla aynıdır, duygular bizi harekete geçirir. Duygunun amacı içeriden ya da dışarıdan gelen olaylara cevap vermektir, ihtiyacı işaret etmektir. Bu yazıda duygu ve his kavramlarını eşanlamlı olarak kullanacağım ortalığı daha da karıştırmamak adına.
Duygular bilincimizle algılayabildiğimiz ve yaratabildiğimiz olaylardır ve ya haz ya da sıkıntı (acı da diyebilirsiniz) verirler. Bütün duygular için ilk önce dış dünya algımızın filtresinden geçmesi gerekir (perception). Son anda camdan düşmekten kurtarılan bir çocuk ya da Alzheimer hastası ölümden döndüğünü fark etmeyeceğinden korkmayacaktır. (Küçük çocuklar annenin tepkisinden anlayabilirler bir şeyin ters gittiğini.) Bu yüzden algı duygunun oluşmasından önceki bir adımdır daima.
Duygular ve motivasyon ilintililerdir. Motivasyon kabaca bir aksiyona geçmek için olan yakıttır, ne kadar çok yakıt o kadar olası aksiyon. Duygular ise motivasyon gibi yakıt görevi görürler. Açlık duygusu bir şey yeme motivasyonunu arttırır, kişi bir şey yiyerek bu ihtiyacı gidermeye çalışır. Ya da öfke duygusu mevcut durumu değiştirmek için aksiyonda bulunma motivasyonunu arttırır, kişi durumu değiştirmek için bağırabilir, çekip gidebilir, kavga çıkarabilir (öfke demişken, öfkeyi kontrol edemediğimizi düşündüğümüz şeylere karşı duyuyormuşuz. İlk duyduğum an “A aa hakkaten de” diye düşündüm.)
Duyguyu oluşturan komponentler: Subjektif deneyim (gerçekte olan), objektif deneyim (olan kişi tarafından nasıl algılandı), bilişsel süreçler (düşünceler, hisler), fizyolojik değişimler (hormonlar, nörotransmitterler), davranışlar (gözlemlenebilir, gözlemlenemeyen). Duyguların kaynağı illa kişinin dışı olması gerekmez, duygular içeriden de doğabilir. Bunun en net örneği fizyolojik ihtiyaçlardır (mesela açlık). Bir diğeri de düşüne düşüne kendimizde doğurduğumuz duygulardır (mesela kıskançlık).
Bir duygu bilincimizin en tepesine çıkmadan da bedenimizde var olabilir. Bu dikkatimizi içeri çevirene kadar stresli olduğumuzu fark etmememiz gibi. Ya da su içmeye başlayıncaya kadar susadığımızı fark etmememiz gibi. Dikkat başka yerde olduğundan duygu bir türlü fark edilmez (halbuki duygu bir ihtiyacı işaret etmektedir, bu ihtiyaç görünmez. Farkındalığı bu kadar önemsememin sebebi de budur.)
6 basit duygu var denir (Paul Ekman): Öfke, iğrenme, korku, mutluluk, üzüntü, şaşkınlık. Bu basit ve toplumlar arası gözlemlenen duyguların yanı sıra daha komplike duygular toplumlar arası değişiklik gösterebilir. Bilimadamları burada lisanın önemini vurgular.
Duygulardan bahsederken duygunun cinsi (valence) ve şiddetinden (arousal) ayrı ayrı bahsedebiliriz. Duygunun cinsi yönlendirdiği aksiyonu belirlerken şiddeti de ihtimali belirler. Kısaca çok sinirlenirseniz bağırırsınız, az sinirlenirseniz bağırmadan geçebilirsiniz. Çok mutlu olursanız güler ve zıplarsınız (olur bence) az mutlu olursanız gülümsersiniz.
Kimi duygular sosyal duygulardır. Utanç örneğin tamamen sosyal bir duygudur ve aslında dışlanma korkusunu temsil eder. Duygularımızı yüzümüz ve bedenimiz aracılığıyla karşı tarafa iletiriz. Hatta facial feedback hypothesis (Yüzden geribildirim hipotezi) der ki yüz ifademiz duygularımızı etkiler. Yani evet bu tek yönlü bir etkileşim demek değil. Sinirliyken kaşlarımızı çatıyorsak bu kaşlarımızı çattığımızda da sinirli olabiliriz demek. Tabi bunu hemen “Mutlu olmak için sırıtın” diye almayın, ama yüzünüzde taşıdığınız ifadeye dikkat edin derim. Kısaca kendinizi kötü hissettiğinizde dik durun denmesinin doğruluk payı var.
Kimi duygular homestatik duygulardır. Yanı vücudun dengesini sağlamaya çalışırlar. Organizma için çalışırlar. Bunlar açlık, acı, susuzluk, yorgunluk gibi duygulardır.
Duygularımızın vücutta yerleri olabilir (embodiment) ve dikkatimizi içeri döndürerek bunlarla ilgili farkındalık sağlayabiliriz (interoceptive awareness). Sezgisel yemenin faydalandığı şeylerden biri de budur, vücudumuzdaki duyguları duyabilme (dikkatimize alma) ve anlayabilme. Farkında olmadığınız bir stres sizi yemeye, sigaraya ya da bilgisayar oyunlarına itiyor olabilir. Ya da uzun süredir açlık duygunuzun farkında dahi olmayabilirsiniz.
Duygular konusunda beyindeki limbik sistem büyük önem taşır: Hypothalamus, Cingulate Cortex, Hippocampus, Amygdala önemli kısımlarındandır. Ancak duygular bu beyin bölgeleri ile sınırlı değildir. Eğer biri duygu deyip ardından da sadece amigdala diyorsa bilin ki o kişi sinirbilim konusunda bilgili değil, ezberci. Nörotransmitterlerden de serotonin, dopamin, noradrenaline yine en bilinirlerinden. Bir uyarı daha serotonin de dopamin de mutluluk hormonu değildir, zaten hormon değillerdir, mutlu olmak için de beyindeki serotonin ya da dopaminden daha karmaşık bir sistem vardır. Ve çikolata içinde serotonin yoktur. Hadi diyelim vardı, olsa da beyine geçemez çünkü blood-brain barrier diye bir sistem engeller. Çikolata ve mutluluk arasındaki ilişkiyi kısaca “içinde serotonin var” diye açıklayamayız. Açıklayanlara güvenmeyin lütfen.
Duygular konusunda kitap önerim yok. Eminim güzel kitaplar vardır ama ben araştırmadım.
Duygular üzerine bu yazıyı Wikipedia’da İngilizce sayfasını kullanarak hazırladım. Bu yüzden referansları eklemeyeceğim. Bilginin kaynağına gitmek isteyenleri oraya alalım (en.0wikipedia.org diye yazınca giriliyor, w’dan önce 0 var).
Bütün yazıyı blog’da tek parça olarak bulabilirsiniz.
Meraklılarına extra kaynaklar: Biliş (cognition) ve duygu konusunda ayrıntılı bilgi için James-Lange ve Cannon-Bard teorilerine bakabilirsiniz.
Utanç konusunda ahlak (morality) konusunu araştırırsanız daha çok şey bulabilirsiniz. Doğrudan ahlak ile ilintili bir duygu.
Facial Feedback Hypothesis konusunda ünlü bir deney (ağızda kalem tutma ve komiklik) ile ayrıntılı bilgi için şöyle bir yazı var, google: Psychology Today Impure Replications. Aynı zamanda
Elbette duygular karmaşık bir konsept olduğundan bu anlattıklarım bütün herkes tarafından kabul edilmiyor. Duygular konusunda dahi literatürde hemfikir sağlanmış değil.